Aşkınızın bitip bitmediğini gösteren işaretler

Aşkınızın bitip bitmediğini gösteren işaretler

İlişkilerde ilk günün heyecanını sürdürmek zordur. Zamanla hissedilen duygularda azalma görülebilir. Birine olan aşkınız ve sevginiz tükendiyse bunu anlamanın çok basit altı yolu var. Bu işaretlerin altısı da ilişkiniz için geçerliyse, sevgi zannettiğiniz şey yalnızlık korkusu.olabilir.

Duygusuzluk

Aşık olan insanların birlikte bir şeyler yapmak için her zaman enerjisi olur. Birbirlerini mutlu etmek ve yaşayacakları yeni heyecan verici maceralara birbirlerini de dahil etmek isterler. Eğer yapmak istediğiniz şeyleri partnerinizle beraber yapmak içinizden gelmiyorsa belki de onu artık sevmiyorsunuz demektir.

Mesafe

Birbirine aşık olan partnerler olabildiği kadar birbirleriyle vakit geçirmek ister. İşten eve gelmek için can atar ya da hafta sonunu beraber geçirmeyi hayal eder. Eğer partnerinizle aranıza sürekli mesafe koyuyorsanız aşık olmayabilirsiniz.

Fiziksel yakınlık

Aşık olan çiftler, birbirleriyle daha sık birlikte olur. Üstelik bunu sadece egolarını tatmin etmek için değil onlara istendiklerini, arzulandıklarını ve değer verdiklerini göstermek için yaparlar. Eğer partnerinizle birlikte olmak içinizden gelmiyorsa bir şeylerde ciddi ciddi sorun var demektir.

Odaklanma

Aşık çiftler, birbirlerine çok iyi bir şekilde odaklanabilir. Birbirlerini sıkça düşünür ve sebep olmadan da hediye alabilirler. Partnerlerinin mutsuzluğunu hemen fark eder ve bunu düzeltmek için de çaba gösterirler. Eğer partneriniz gün içinde aklınıza gelmiyor ve bunu işlerinizin yoğunluğuna bağlıyorsanız emin olun ki bunun yoğunlukla değil büyük ihtimal ona aslında aşık olmamanızla ilgisi vardır.

Değer verme

Aşık olan insanlar karşısındakine değer verir ve onu bulduğu için kendini çok şanslı hisseder. Hatta bunu ifade etmek için ‘Ruh ikizimi buldum!’ tipi cümleleri onların ağızlarından sıklıkla duyabilirsiniz. Eğer partnerinizi özel değil ama beraber olduğunuz sıradan insanlardan biri olarak görüyorsanız aşık değilsiniz demektir.

Saygı gösterme

Saygı her türlü ilişkinin temel kuralıdır. Ama en çok aşkın… Aşık çiftler birbirlerine her zaman saygı göstermeyi bilir. Birbirlerine hayrandırlar ve her zaman destekleyici bir tavır takınırlar. Dinlemeyi iyi bilir, tartışır ve orta yolu bulurlar. Daha az kontrol savaşı ama daha çok ekip ruhu vardır bu ilişkilerde. Eğer sevgilinize yeteri kadar saygı duymuyorsanız aşk çoktan pencereden uçup gitmiş demektir. Saygı biterse aşk biter diye boşuna dememişler.

Sevgililer Günü’nün hikayesi

Sevgililer Günü’nün hikayesi

14 Şubat, genel anlamda sevginin, aşkın sembol günü olarak kutlanıyor. Elbette bunun bir çıkış noktası var. Bizim için Sevgililer Günü, Batı için ise “Saint Valentine’s Day” olarak kutlanıyor. Bu efsane tercih edilmiş. Valentine, aşkın ve sevginin sembolü olarak kabul edilmiş bir rahip.

Tarihte yaşanan olaylar, bir aziz ile bizim sevgililik durumumuzu bağdaştırmış işte. Peki tarihte neler olmuş? Hangi efsanelerden bahsediliyor? Neler birbiri ucuna bağlandı da büyüyüp aşk oldu?

Sevgililer Günü

Lupercalia Festivali

İlk efsane, Eski Roma’ya kadar dayanıyor. Şubat ayının ortasına denk gelen bir festival, Lupercalia Festivali. Pagan inancında 14 Şubat, tabiatın tekrar uyanması, baharın geldiği anlamına geliyor. Bu kabul edilişin ardındaki kahraman ise, aşk; kuşların aşk mevsiminin başlangıcı.

İşte bu festival, her şeyin özünde aşkın uyanışı için vardı. Festivalde, Romalı genç kızlar ve erkekler bir araya gelirdi. Bunun için de bir oyun oynanırdı. Kızların adı kağıtlara yazılır ve çömleğe atılırdı. Sonrası piyango. Erkekler kimin adının yazılı olduğu kağıdı çekerse, festival boyunca genç kıza eşlik eder ve evet, bu tanışma evlilikle sonuçlanırdı.

Sevgililer Günü

Saint Valentine

Saint Valentine, aslında sadece bir rahipti; ama onu diğerlerinden farklı kılan bir şey vardı. Saint Valentine, tüm dünyada kabul gören ve 14 Şubat’a adını veren kişi oldu; aşkın sembolüydü.

Efsane, III. Yy’a dayanıyor. O dönemlerde II. Claudius tahttaydı ve zalimliği ile ün salmıştı. Bir gün yayımladığı bir fermanla, askerlere evliliği yasakladığını duyurdu. Savaşa susamış ruhu ile II. Claudius, bu kararı, bekar erkeklerin daha iyi savaştığına inandığından yapmıştı.

Ancak askerlerin de kalbi vardı ve sevdikleri ile evlenmek istiyorlardı. Ülkede rahiplerin nikah kıyması da malum sebepten ötürü yasaklamışken, bu yasağı delen isim Saint Valentine oldu; askerlerin nikahlarını gizliden kıymaya devam etti.

Elbette zalim Claudius, çok geçmeden bu durumdan haberdar oldu ve bir süre hapiste tutulan Valentine’nin cezası verildi. Saint Valetine, 14 Şubat 269’da yakılarak idam edildi. Ancak zalim olan sadece Claudius’tu. Kalbi şefkat dolu, sevgilileri her koşulda kutsayan rahibin katledildiği bugün, bütün çiftlere adandı.

Sevgililer Günü

Valentine’den aşk mektubu

Efsanenin bir de şu yönü vardı. Valentine, ölüme yolcu edilmeden önceki günlerini hapiste geçirdi. Burada gardiyanın kızına aşık oldu. Aşk, ruhunu sarıp sarmalamıştı. Rahip olduğunun elbette farkındaydı; bir de hayatının sonlanacağının. Buradan kurtulamayacağını biliyordu. Masum duygularını içine saklamak yerine bir mektuba döktü.

14 Şubat günü, ölüme giderken, Saint Valentine imzasını taşıyan aşk mektubu, gardiyanın kızına ulaştırıldı. Efsane bu yönüyle de, sevgiliye kart atma geleneğini doğurmuş oldu.

Sevgililer Gnü

Papa Gelasius

Papa Gelasius, tam iki asır sonra, 498’de, Eski Romalılar’ın geleneği ile St. Valentine’i birleştirdi ve 14 Şubat’ı “Saint Valentine Day” ilan etti.

Bu tarihten itibaren sevgililer, 14 Şubat’ı küçük notlarla, hediyelerle kutlamaya başladı. Günün odak noktası, birbirini seven iki insanın karşılıklı olarak sevgilerini açığa vuran aşk notları bırakmasıydı.

Günümüze kadar aktarılması mümkün olan ve şu anda British Museum’de muhafaza edilen ilk kartı ise, bu ilandan yüzyıllar sonra, 1415’te, Orleans Dükü Charles tarafından Londra’da hapiste olduğu zaman 14 Şubat’ta, karısına yazmıştı.

Sevgililer Günü

Kırmızı güller

Her şey birbirini izler adımda gelişmeye devam etti. Yüzyıllar içinde aşk, çoğalan adetlerle kutlandı. Fransa Kralı XVI. Louis, 14 Şubat’ta karısı Marie Antoinette’ye kırmızı güller gönderdi.

Bu da yeni bir sembol demekti. Bundan sonra kırmızı gül, Sevgililer Günü’nü ifade eden araçlardan biri oldu.

Sevgililer Günü

Sevgililer Günü Endüstrisi

Yüzyıllar önce kilisenin resmileştirdiği bu tarih, yaşanan orta çağlar boyunca uykudaydı; kutlanmadı. Ta ki 18. Yy’a kadar. Saint Valentine Day, 18. Yy’dan sonra yeniden hayata geçti.

Ancak bu kez işler farklı ilerliyordu. Her şey ilerleyen yüzyıllar boyunca ilerliyor ve değişiyordu. Önce dantelalı süslemeli kartlar çıktı piyasaya. Bunlar üretilen ilk sevgili kartlarıydı. 18. Yy ortalarında üretilen bu kartlar, Sevgililer Günü Endüstrisi’nin ilk adımıydı. Posta yaygınlaşmıştı. Ucuzdu da. Ve bu adımı resmileştiren ise, 1840’ta, Ester A. Howland oldu. Bir gelenekten, ticaret piyasası doğuyordu.

Günümüzde kartların yerini alan pek çok lüks şey var tabii. Her ne kadar kanlı bir başlangıcı olsa da, aşk her zaman kazanmış demek düşüyor bize. Her ne kadar ticarete dökülmüş olsa da, özünde sevginin varlığı var. O yüzden 14 Şubat, aslında bir kez daha “Seni seviyorum” cümlesinin içini doldurmaktan ibaret.

Hayatımızda anlamlı kılınan birçok şeyin belki de en önemlisi sevgi. Elbette tek bir güne sığmaz; ama varsın bu günden taşsın. Sevgimizin günü kutlu olsun.

Sevgimle…

Damla Karakuş

özel içeriğidir.

Bir depresyon sınırı: Sen benim her şeyimsin

Bir depresyon sınırı: Sen benim her şeyimsin

Eğer siz partnerinize ”Sen benim her şeyimsin; sensiz olamam!” diyorsanız, kendinizi bir hiç saymışsınız; onunla var oluşunuzu tamamlamak, yetersizliğinizi kapatmak istemişsinizdir. Çünkü siz yeksiniz. O da yek. Ama ilişki iki kişiliktir. Bir artı bir, iki yapar. Bu nedenle ne olursa olsun, ne kadar severseniz sevin, kişiliğinizi, benliğinizi, mutluluğunuzu korumalısınız. İlişkide mutlu olanlar, dik duranlardır. Tavizlerin sonu gelmez. Taleplerin de sonu gelmez. Bu nedenle bağımlı kalmak, ilişkide sıfır olmak yerine, kendinizi hissetmelisiniz.

bağımlı ilişki

Birini depresyona sokmak istiyorsan “Sen benim her şeyimsin” sorumluluğu yükle

Zayıf, yetersiz ya da kendini öyle zanneden birinin hayatında önemli olmak daha kolaydır. Böyle birini seçmeniz hâlinde onu güçlendirmeye, hayatını düzenlemeye çalışır; bunun karşılığında da onun hayatının merkezinde olmak istersiniz. Beklentiniz merkezde olmak, emekleriniz ise buna ulaşmak içindir. Fedakarlığınızdan güç alarak her şeyi yönetmeye, kontrol etmeye başlarsınız. Ta ki size olan muhtaçlığı bitene kadar. Muhtaçlığı bittiğinde ise, size karşı çımasını nankörlükle suçlayacaksınız.

Özetle kendi beklentiniz için fedakarlıktan kaçınmalısınız. Çünkü karşılanmadığında, yücelttiğiniz insandan nefret etmeye başlarsınız.

“Hayatınızda denge sorunu varsa, etrafınıza dikkatlice bakın. Muhtemelen birini yanlış bir yere koymuşsunuzdur”

(J. Christophe)

bağımlı ilişki

Cümlenin analizi

“Sen benim her şeyimsin; sensiz olamam!” cümlesinin analizinde kişinin kendini yetersiz, değersiz ve bağımlı hissedişi vardır. Bağımlı ilişki yaşayanlar, karşısındakini çok yüceltip, en küçük bir sorunda ise hayal kırıklığı yaşayanlardır. Tüm yaşamını o kişiye göre planlarlar. O insanın olmamasını düşünmek bile kişide kaygı yaratır. Bağımlı ilişkilerde aşırı yüceltmek, tüm beklentileri partnerine yüklemek, hem yükleyeni hem de bu sorumluluğu taşımak zorunda kalanı mutsuz eder. Devamlı özür dilenen bir ilişki şekli ortaya çıkar.

Bağımlı ilişkide birey, sosyal hayatından kopuk yaşar. Arkadaşları, ailesi ikinci plandadır. Tüm zamanını ve paylaşımlarını partneriyle geçirmek ister. Bu tip ilişkiler, en yoğun yaşanan; ama en zor ilişkilerdir. Kopması zor, ayrılık acısı en ağır olan ilişkilerdir. Bağımlı ilişkilerde kişi, ilişkinin devamı için partnerinin her dediğini yapar. Devamlı tavizler verir. Onu elde tutmak için, mantığına ters olsa da her şeyi dener. Tıpkı sevgilisi için cinayet işlemek, banka soymak gibi…

bağımlı ilişki

Bağımlı ilişkinin gizli öfkesi

Aslında bağımlı ilişkilerde kişi, bağımlı olduğu partnerine gizli öfke de barındırır. Çünkü partneri onu zor durumda bırakmış, özgürleşmeye çalışmıştır. Ama kişi öfkesini partnerine değil de, tepki veremeyen kendine yöneltmiştir. Bu nedenle her gün kavgalar, nedensiz suçlamalar bu ilişkinin temel özelliğidir. Olmadık yere sorun çıkartma, partnerine acı çektirme, problem yaratma gibi olayların temelinde intikam duygusu yatmaktadır.

Sen benim her şeyimsin ilişkisi, aslında menfaatlerin içinde olduğu ilişkidir. Bağımlı olan yüceltilmekten, memnun edilmekten hoşlananı bulur. Yüceltilmek, pohpohlanmak isteyen ise, bunu yapanı bulur. Yani tencere kapak misali birbirini tamamlar.

Günümüzde çok fazla rastladığımız bu ilişkiler, aslında yaşamı duygusal istismarlarla dolu olanlar ile şımarık yetiştirilenlerin oluşturduğu ilişki kombinasyonudur.

bağımlı ilşki

Kimse kimsenin her şeyi değildir

İşin özüne bakarsak, kimse kimsenin her şeyi değildir. Herkes içindeki potansiyeli ve kendi kıymetini bilirse, hayatında daha sağlıklı süreçler yaşayacaktır. Yaratılışımızda her şeyle başa çıkacak güce sahip bir kodla dünyaya gelmemize rağmen, kazanımlarla bu gücümüzü kaybediyor ya da fark etmeden yıllarca başkalarına veya sadece aşk kırıntısı veren ilişkilere yapışıp kalıyoruz.

Bazen o kadar aciz, bize uymayan, verdiğimizi hiç hak etmeyen biri için o kadar çok çaba sarf ediyoruz ki, biz bile uyandığımızda kendimize inanamıyoruz. Sonrasında da o insanın acımasızlığından, hak etmeyişinden bahsediyoruz. Oysa bu süreç bizim ürünümüzdür. O kişiyi bulmaktan tutun, ilişkiyi o şekle o sokmaya kadar her şeyi biz yapıyoruz.

Hak ettiğimiz değeri vermeyi boş verin, hak edene hak ettiği değeri vermeyen birinden uzaklaşmaz ya da gereken tepkiyi vermezsek, böyle yapması hâlinde kaybedeceğini ve bizim davranışlarımızın da ona göstermezsek zamanla ilişki; isteyen – vermeyen ya da kaçan – kovalanan şekline dönüşür. Dönüştürürüz. En sağlıklı olan, ilişkinin karşılıklı olması, tek taraflı çabalar içermemesidir. Sürekli ilgisizlik veya sevgisizlik durumlarında ise, buna izin verilmemelidir.

Hayatta hiç kimse vazgeçilmez değildir. Hiç kimseye de bunu hissettirmeyelim. Şu gerçek de var ki, vazgeçemem diyen herkes, vazgeçmediğinde karşıdaki zaten vazgeçer. İnsanlar artık hayatlarında aciz partner istemiyor. Eskiden kadınlar bu tip erkekleri istemez; erkekler isterken, şimdi her iki taraf da istememektedir.

“Bir kişiye vazgeçilmez olduğunu hissettirdiğinizde, ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz”.

(S. Freud)

Serhat Yabancı

Aile ve Evlilik Danışmanı

özel içeriğidir.

Aşk mı takıntı mı

Aşk mı takıntı mı

Tarih boyunca herkesin peşinden koştuğu, anlamını çözmeye çalıştığı, kendince tarif ettiği, filmlere, şarkılara, kitaplara, sanat eserlerine konu olmuş bir duygu durumu; Aşk… Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Psikolog Sena Sivri aşkı şöyle tanımlıyor: “Beynin psikolojik bir yatırımıdır aşk. Yaşayabileceğimiz en kapsamlı duygusal yaşantı olan sevginin bir alt basamağıdır. Çok daha spesifik ve dorukta yaşanan bir duygudur. İnsanın sevebilme ve üretebilme kapasitesidir. Biyolojik yapısının ötesinde, zihinsel, psikolojik ve sosyal eylemleri içerir. Doğumdan ölüme kadar devam eden sevgi üretme ve sevilme gereksinimini doyurmaya dair bir süreçtir.” Yaşanılan duygu durumunun aşk mı takıntı mı olduğunu anlamak için kişinin kendisine sorması gereken 10 temel soru olduğunu söyleyen Psk. Sivri, önemli uyarılarda bulundu.

aşk

Sağlıklı aşkın faydaları çok

Aşık olan kişi etrafına neşe saçarken, öğrenmeye, üretmeye daha açık oluyor. Kendisini, sorunları çok daha kolay çözecek güçte hissediyor, olaylara daha olumlu yaklaşıyor, etrafa karşı daha ılımlı bir insan haline geliyor. Psk. Sivri, sağlıklı aşkın bağışıklığı bile güçlendirdiğini vurgulayarak “Aşık bireyin ilk etapta beynindeki dopamin salınımı artar. Bu, kişiyi daha enerjik, hareketli, coşkulu bir hale sokar. İştah ve uyku ihtiyacında azalma meydana gelir. İlerleyen evrelerde seratonin ve endorfin salınımının artışına bağlı olarak daha sakin, dingin, mutlu bir ruh haliyle beraber motivasyonda, özgüven hissinde, konsantrasyonda artış meydana gelir. Tabii bu durum sağlıklı aşkta mümkündür” diyor. Aşkının karşılığını alamayan, sevdiğini kaybeden, sevme ve sevilme döngüsünde kayıplar yaşayan kişilerde sağlıklı aşktan bahsetmek mümkün olmuyor.

aşk

Takıntı hayatı zindan ediyor

Sağlıklı aşkın; kişinin kendine duyduğu sevgiyle ilintili olduğunu; kendiyle, çevresiyle, yaşamıyla uyumlu ve sağlıklı bir ilişki kurmuş bireyin aşkının da sağlıklı olacağını belirten Psk. Sivri, aksi taktirde bunun bir bağımlılığa ve takıntıya dönüşmesinin kaçınılmaz olacağını vurguluyor. Psk. Sivri “Takıntıya dönüştüğünde kişinin işlevselliği ve kişilerarası ilişkilerinde bozulmalar ortaya çıkar. Sadece aşık olunan kişi dışında bir mutluluk ve tatmin kaynağının olmadığına inanan kişi kendine ve çevresine zarar vermeye başlar, depresif duygu durumu, davranış ve kaygı bozuklukları gibi durumlarla karşı karşıya kalabilir. Dopamin salınımındaki azalmaya bağlı olarak iştah ve uyku düzeninde rahatsız edici değişimler, seratonin ve endorfin salınımındaki azalmaya bağlı negatif duygu durumunda artış, iş ve/veya okul performansında düşüş, kişilerarası ilişkilerinde bozulmalar, konsantrasyon sorunları, dikkat dağınıklığı görülebilir. Bağışıklığı iyice zayıflar. Tablonun uzun sürmesi halinde kişi bunlardan kurtulmak, kendini teskin etmek adına alkol madde kullanımına yönelme tehlikesiyle karşı karşıya bile kalabilir” diyor.

aşk

Kendinize sormanız gereken 10 soru

– Aşık olduğum kişiyi sürekli, her dakika, her saniye düşünüyorum.

– Sürekli onunla iletişim halinde olmak, konuşmak istiyorum. Konsantrasyon sorunları yaşıyorum.

– Her gün görüşmek istiyorum. Görüşemediğimde ilişkimizde problem olduğunu düşünüyorum.

– Eski arkadaşlarımdan, sosyal çevremden uzaklaştım, görüşmüyorum.

– Onunla her konuşmamdan sonra kızdı mı küstü mü diye kaygılanıp, ilişkimin bitmesinden korkuyorum.

– En ufak bir sorun veya tartışmaya tahammülüm yok, ilişkimi kaybedeceğimi düşündürüyor.

– Bana vakit ayırmadığı, telefonu açmadığı, mazeret belirttiği, başka işi olduğu anlarda beni istemediğini, sevmediğini düşünüyorum.

– Okul / iş performansımda düşüş var. Yaptığım işlere konsantre olmakta güçlük çekiyorum.

– “Benimle olmayacaksa kimseyle olmasın” diye düşünüyorum.

– Sevdiğim kişiye bir türlü güvenemiyorum.

aşk

Sonuç

Bazen kişilerin, etrafındakilerden “Seninki aşk değil, takıntı” cümlesini duyduğunu, bazen yaşadığı duygu yoğunluğu ile baş edemediğinde kendisine bunu sorduğunu belirten Psk. Sivri; “Yaşanılan duygu durumunun aşk mı takıntı mı olduğunu anlamak için kişi kendine bu 10 soruyu sormalıdır. Çoğuna ‘evet’ cevabı veriyorsa, kişisel ve sosyal hayatında sorunlar yaşıyor, aynı zamanda bu duygu durumuna bağlı psikolojik problemler yaşıyorsa burada aşktan ziyade bir saplantıdan, takıntıdan bahsetmek doğrudur. Sağlıklı aşkta da sevilenin kaybedilmesine yönelik kaygı, zihinde kapsadığı alan ve zamanda artış, heyecan mevcuttur ama hakim olan temel duygu mutluluktur. Hakim olan duygu huzursuzluğa dönüştüğünde oradaki sağlıklı aşk değil, takıntıdır! Bu durumda mutlaka bir uzman desteği gerektiği alınmalıdır” diyor.

Sevgililer Günü’nü sevmeyenlerin mantıklı 6 sebebi

Sevgililer Günü’nü sevmeyenlerin mantıklı 6 sebebi

Sevgililer Günü yaklaşıyor. Bu konuyla ilgilenmiyor olsanız bile popüler kültür ve tüketim sektörü bu günü gözünüze sokmaya devam ediyor. Reklamlar, kampanyalar, o güne özel film kuşakları vs… Bu günü sabırsızlıkla bekleyen çiftlerin yanı sıra bir de nefret edenler var. Peki neden? İşte Sevgililer Günü’ne karşı olanların mantıklı sebepleri.

Yalnızca bir gün geri kalan 364 günü telafi etmez

Önemli olan bir ilişkinin nasıl devam ettiğidir. Ortada sorunlu bir ilişki varsa yalnızca bir gün iyi geçtiği için geri kalan günleri görmezden gelemezsin.

Çoğunluk kutluyor diye kutlamak zorunda değilsin

Aslında bu kural birçok şey için geçerli. Çoğunluğun ilgi gösterdiği bir günü sevmek ve kutlamak zorunda değilsin. Zorlamayla romantizm olmaz. Ayrıca arkadaşın pencereden atla dese atlamayacaksın değil mi? 🙂

Baskı

Sevgililer Günü yaklaştığında herkes baskı altındadır. Eşiniz ne bekliyor? Ne kadar harcamalısınız? Ya hediyenizi beğenmezse, Arkadaşının aldığı hediye daha güzelse… Bu rekabet ortamının sevgiyle alakası olamaz.

Herşey fazla yapışkan ve sevimsiz

Sevgililer Günü deyince aklımıza gelenler hep aynı. Kırmızı kalpli balonlar, oyuncak ayılar, pırlantalar, çiçekler vs. Birine onu ne kadar çok sevdiğinizi anlatmak için orijinal olmaktan çok çılgınca bir görüntü değil mi sizce de?

Çok pahalı

Uzun saplı güller, hediyeler, süslü akşam yemekleri derken harcanan paranın haddi hesabı olmuyor. Ayrıca Sevgililer Günü’nde alacağınız güllerin yüzde 30 ila 50 arasında daha pahalı olduğunu biliyor muydunuz? Bunun adı Kapitalizm değil de nedir? Bu parayı güzel bir hafta sonu geçirmek için kullanmak daha mantıklı.

Romantizm özeldir

Herkesin kutladığı ve her şeyin daha fazla olduğu bir günden ziyade iki kişi için özel olan günler daha fazla şey ifade eder. Çünkü ilişkiler özeldir.

özel içeriğidir.

Bir diyetisyenin 14 Şubat için hediye önerileri

Bir diyetisyenin 14 Şubat için hediye önerileri

14 Şubat’a sayılı günler kala sevginin günü için alışveriş listeleri oluşturulmaya başlandı bile. Peki bu özel günde sevdiklerinize sağlıklı hediyeler almak istemez misiniz? Hediye almak, hatırlamak, hatırlanmak, değer vermek çok güzel duygular… Bu duyguları yaşamayı, yaşatmayı sevmeyen yoktur. Fakat daima ne almalıyım diye kendi kendimize kalıyoruz ve işin içinden çok zor çıktığımız zamanlar yaşıyoruz. Bu duygulara son verecek, sevdiğiniz kişiyi daha da önemsediğinizi gösterecek hediye alternatiflerini Diyetisyen Özden Kaçar aktardı.

adım sayar

”Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda!” dedirten adım sayar

Günlük yaşantımızda hepimiz kendimize ”Ne kadar adım attım bugün?” diye soruyoruzdur. Sevdiğiniz kişiye adımsayar satın alarak günlük yürüyüşlerinde kendisine eşlik etmek keyifli olmaz mı? 10.000 adımı birlikte tamamladığınız günlere…

porsiyon ölçüsü

Disiplin şart : Mutfak terazisi

Hedefi kilo vermek olan ve porsiyonlarını dengelemekte zorluk yaşayan sevdiklerinize diyetine uyumunun tam olması için mutfak terazisi satın alabilirsiniz. Bu sayede sevdiğiniz kişi öğünlerinin porsiyonlarını dengeler, hedefine çok daha kısa sürede ulaşır.

meyve sebze

Muhteşem 3’lü: Meyve – sebze – kuruyemiş sepeti

Sevdiğim kişi sağlıklı gıdalarla beslensin, kan değerleri düzelsin, ideal kilosuna ulaşsın diyorsanız bu hediye alternatifi kaçmaz. Kendisine sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getireceği bu paketteki yiyecekleri günlük porsiyonlara bölerseniz işini çok daha kolaylaştırmış olursunuz.

spor kıyafeti

Hareket şart ama süsümden ödün vermem: Sporcu kıyafeti

O süsüne çok düşkündür, modayı sporda da takip eder diyorsanız kendisine spor kıyafeti alın. Böylece çeşit çeşit olan spor kıyafetlerine siz de katkıda bulunmuş olursunuz, fit yaşamında yanında bulunduğunuzu kendisine hatırlatmış olursunuz.

kar küresi

Huzur arayanlara: Kar küresi

Sakin ve huzurlu yaşamı sever, masa başında beni daima hatırlar diyorsanız kar küresinin mevsimi olmaz. Bu anlamlı hediye sayesinde canını sıkan, stresli olduğu anlarda sizi hatırlar ve gülümser.

kupa

Klasik sevenlere: Kupa veya sürahi

Ben yine de riske girmeyeyim diyorsanız en temiz, risksiz hediye sevdiğiniz kişinin su içmesini sağlayacak alternatifler. Günlük ne kadar su içtiğini takip edebileceği sürahi alternatifi veya yeşil çayını demleyebileceği bir kupa satın alabilirsiniz. Üzerinde teşvik edecek, keyifli yazılar olanlarsa sevgide ekstra bonus kazandırıyormuş.

Bir Tekir kedisinin gözünden aşk

Bir Tekir kedisinin gözünden aşk

Aşk dediğin sadece insana mahsus değil elbet. Hem zaten aşk dediğin fazlasıyla derin bir mevzu. Öyle bir kadın ve erkek arasında yaşanmıyor sadece. Bu sevgili Tekir kedisinin fotoğlarına sosyal medyada rastladım. O dikenli şeridi geçişi, pamuk beyazı sevdiğine kavuşma anı ne güzel fotoğraflanmış kare kare; çekenin de ellerine sağlık…

kedi aşkı

Zorlu yollar

Sevgili Tekir kedisi zor koşullarda ulaşıyor sevdiğine. Tıpkı Ferhat’ın Şirin’e ulaşmak için dağları delmesi, Mecnun’un Leyla için çöllere düşmesi gibi…

Belli ki aşk büyük, yoksa çekilir mi bunca zahmet. Ya da ne bileyim, böyle bir hikâye yüklemek çok daha anlamlı. Baksanıza şu sevimli kedinin kararlılığına 🙂

tekir kedisi

Vee Tekir, avına doğru değil, aşkına doğru yürüyor.

kedi aşkı

Tekir kedisi: Bekle beni sevgilim… Uzun uzun yollar aştım geliyorum…

kedi aşkı

Çok zor yollardan sonra

Tekir kedisi, çok zor yollardan sonra buluştu pamuk güzeli sevdiğine. Şu iki sevimli kedinin bakışları bile ne kadar masum ve ne kadar anlamlı…

Nereye bağlanacak bu yazı, bu fotoğraflar? Elbette yılın son gününde oluşumuza. Yeni bir yıla merhaba derken aşkın gücünü unutmayalım, sevginin gücünü keşfedelim diye. Bu yıl, tüm ömrümüze yetecek, mutluluk dolu bir aşk getirsin diye…

Hoş gelsin 2018; aşkla gelsin…

Not: Fotoğraflar için sosyal medyaya minnettarım…

Âşık olmanın işaretleri

Âşık olmanın işaretleri

Birini sevmek, birlikte olmayı, güvenmeyi, ona bakmayı seçtiğiniz bilinçli karardır. Arkadaşlarınızı sevebilir, ailenizi sevebilir, çocuklarınızı sevebilirsiniz. Ama o insanlara âşık olamazsınız. Birine âşık olmak, düşüncelerinizi paylaşmak, hissetmek, güven duymak, mutlu etmek ve her an düşünmek demektir. Peki gerçekten âşık olup olmadığınızı nasıl anlarsınız? Aşk belirtileriyle hislerinizden emin olabilirsiniz.

Eski ilişkinizi düşünmeyi bırakırsınız. Hatta onu en son ne zaman düşündüğünüzü bile hatırlamazsınız.

Birlikte olduğunuzda sıradan işler yapmaktan daha mutlu olursunuz. Bulaşık yıkamak yanınızda âşık olduğunuz kişi olduğunda eğlenceli bile olabilir.

İki kişilik gelecek planlar yapmaya başlarsınız. Önceden yaptığınız en uzun süreli planlama hafta sonu ne yapacağınız iken, şimdi aylar sonra birlikte yapacaklarınızı planlarsınız.

Sürekli birlikte bir şeyler yapmak istersiniz. Daha önce 20 kez gittiğiniz hayvanat bahçesine onunla birlikte gitmenin daha iyi olacağını düşünürsünüz.

İyi ve kötü haberlerinizi hemen onunla paylaşmak istersiniz.

Yalnız dışarı çıktığınızda her şeyde onu hatırlarsınız. Bu ayakkabıları o çok beğenir, bu filmi kesin sever gibi. Bu doğal olarak gelişir çünkü aklınızda hep o vardır.

Evde daha çok vakit geçirmek istersiniz. Onunla kahvaltı yapmak, dışarıda kalabalık aktivitelerden daha keyifli gelmeye başlar.

Ruhumuza huzur veren yüzyıl aşklarından: Çiğdem Talu & Melih Kibar

Ruhumuza huzur veren yüzyıl aşklarından: Çiğdem Talu & Melih Kibar

Bazı aşklar vardır ki, sanki özellikle anlatılmak için yaşanır. Allah onları birbirine kader edip, özellikle yar eder.

Şu aşk denilen güzel şey elbet. Okuyup okuyup iç geçirdiğim hikayelerden biriydi hep; demek ki içimdeki duyguların, belleğimdeki bilgilerin de yazılma vakti gelmiş.

İşte bahsetmek istediğim aynı yüzyıla denk gelip tanıklık etme şansına nail olduğumuz aşklardan biri; Çiğdem Talu – Melih Kibar aşkı…

Onlar tanışmadan

Çiğdem ve Melih birbirinden habersiz, tanıştıktan sonra birbirini bilmeden geçecek onca zamana acıyacağını bilmeden, yaşıyordu. Oksijen alıp karbondioksit verebiliyorlardı; dünya dediğin dönüyordu. Ama içinde aşk yoktu…

Çiğdem, aslında İngilizce Öğretmeni’ydi, ancak bir yandan da Edebiyatçı bir aileden gelişi adeta genlerine kodlanmıştı. Çiğdem, ilk roman yazarlarından “Recaizade Mahmut Ekrem”in de torunuydu. Şarkılara söz yazmaya da 1972’de arkadaşının ısrarıyla başladı. İlk zamanlar en azından soyadı kullanılmasın istemişti. Ama ilk söz yazdığı, Nilüfer’in seslendirdiği “Ağlıyorum Yine” şarkısı ile bunun devamının geleceği belliydi.

Melih de aslında Kimya Mühendisi’ydi. Ama o da notalara karşı koyamamıştı. İlk kez, 1975’te yapılan ve Türkiye’nin de ilk kez katılacağı Eurovision Şarkı Yarışması ile müziğin büyülü dünyasına adım attı. Seçilen şarkının sinyal müziğini yaptı.

Tesadüfi habersiz tanışma

Eurovision için seçmelere katılan şarkılar arasında Yeliz’in seslendirdiği “Hayalimdeki Adam” şarkısının sözleri Çiğdem’e aitti. Farkında olmadan aynı projede bulunmuşlardı. Bu belki de Çiğdem ve Melih’in ruhlarının onlardan habersiz ilk tanışmasıydı…

Sonra bu tesadüflerin ardı arkası kesilmedi. Bir gün bir yerde yüz yüze gelene kadar birçok yerde tekrar tekrar karşılaştılar. Çiğdem, artık profesyonel olarak söz yazarlığına soyunmuştu. Artık daha çok şarkı dinliyor, kulağını her an müzikle dolduruyordu. Yanından hiç ayırmadığı plak “Çobanyıldızı”ydı… Bu plağı özel yapan arka yüzündeki “Frehnak” parçasıydı ve Melih Kibar imzalıydı… Çiğdem bu parçayı her dinlediğinde kendinden geçiyordu, adeta gönülden bağlanmıştı bu müziğe…

Sonunda bu besteciyle tanışmak istediğini söyledi Melih’in hocası Timur Selçuk’a. Buram buram duygu yükünün yaşandığı bir tanışmaydı bu. Ama şöyle küçük bir detay var ki, tanışma Çiğdem istemese de olacaktı. Çünkü Marmaris’te yapılacak olan bir festival için Melih’ten beste yapması istenmişti ve elbette bu besteye söz yazacak olan isim de Çiğdem’di. Belki gerçekten kaderdi tanışmaları ya da böylesi daha romantik oluyordu…

Duygu yüklü tanışma

25 Mayıs 1975’te Küçük Bebek sırtlarındaki Cevat Bey köşkünde gerçekleşti o ilk buluşma. Gecenin bir yarısıydı. Mustafa Oğuz, festival için Melih’i alıp Çiğdem’in evine getirmişti. Piyano tuşlarında ahenkle dans eden ellerini uzatırken Melih çoktan düşmüştü inceden bir sızıya… Ama böyle ilk görüşte çapılmalar, aşktan ölüp bitmeler, kapısında yatmalar yoktu; kanlı gözyaşlı bir aşk da değildi onlarınki. Birbirlerine şarkılarla seslenen, asla platonik olduğu söylenemeyen, içleri sıcacık eden bir aşktı bu…

Hikaye asıl şimdi başlıyor. Sıcacık bir kahve alın, sindire sindire okuyun derim ben. Bir de naçizane tavsiyem, bahsedeceğim, adı geçen her şarkıyı bir kez de içli içli dinleyin.

Müziğin tadı

Çiğdem 36 yaşında bir İngilizce Öğretmeni, Melih de 24 yaşında bir Kimya Mühendisi. İkisi de müziğe olan tutkusuna bir yerden sonra karşı koyamamıştı işte.

Çiğdem sabaha karşı evine misafir olan o çok sevdiği müziğin bestecisini piyano odasına götürdü; plak da kenardaki pikabın üzerindeydi. “Sizin yaşınızda bir insan, böyle bir besteyi nasıl yapar” diyebildi.

Sonra asıl konularına döndüler, festival için Melih’ten bir beste istiyorlardı. Çiğdem de bir şeyler karalamıştı. Altına günün tarihini attı ve Melih’e verdi. Tanıştıkları saatin simgesiydi o kağıt artık Melih için ve bir ömür çerçeveli bir şekilde evinin baş köşesinde saklayacaktı. Bu arada tanışmalarına vesile olan bu festival hiçbir zaman yapılamadı, ama onlar da bir daha hiç kopmayacaktı.

Bundan sonra Melih her bestesini daha heyecanla yaptı; Çiğdem’in yazdığı sözler daha anlamlıydı sanki. Melih yaptığı her besteyi dinletmek için koşarak gidiyordu Çiğdem’e… İkisi de aslında müziğin içindeydi elbet. Ama asıl tanıştıktan sonra başladı müziğin tadı. Çünkü Çiğdem, bir gün Melih’e çok basit gibi görünen ama aslında bir gelecek barındıran şu soruyu sordu:

“Senin başka bestelerin yok mu?”

Melih, onca beste arasından çok önce yapmış olduğu, “Hiçbir zaman ne için yaptığımı bilmediğim bir beste” diye tanımladığı o besteyi çaldı Çiğdem’e. Parmakları son notaya dokunduğunda, besteyi neden yaptığını anlayacağından habersizdi. Çiğdem, o çalarken besteyi kasete kaydetmişti bile…

Melih, ne yapacağını sordu; Çiğdem, “Söz yazacağım” diye karşılık verdi. Ertesi gün Çiğdem şarkının sözlerini yazmış ve Melih’i tamamlamıştı. Şarkı sessizce, inceden yapılmış bir anlaşma gibi aralarında duruyordu.

Çiğdem’in sözleri Melih’in müziğine, Melih’in müziği de Çiğdem’in sözlerine adeta hayat vermişti. O şarkı, “İşte Öyle Bir Şey”di…

Çiğdem, aslında içinde çığlıkları bile barındıran sessiz bir adım atmış, tüm hislerini sözlerine akıtmıştı.

“Seni düşündüm dün akşam yine
Sonsuz bir umut doldu içime
Birde kendimi düşündüm sonra
Bir garip duygu çöktü omzuma”

Melih de o gece içtiği çayın tadını unutamayacaktı. Kesinlikle bir çay tiryakisiydi ve çayı limonlu severdi. O günden sonra bağlarını hiç koparmayacak ve Çiğdem de Melih’in limonlu çay sevdiğini hiç unutmayacaktı…

Sevdan olmasa

Ağustos 1976’da, “İşte öyle bir şey” Erol Evgin’in sesiyle de taçlanmıştı. Ardından “Sevdan Olmasa” geldi. Plağın ön yüzünde “İşte Öyle Bir Şey”, arka yüzünde de “Sevdan Olmasa” vardı. Çiğdem sözleriyle, Melih de bestesiyle müzik piyasasının gündemine oturmuştu. Dinlemek isteyen herkesle buluşsa da bu sözler de, notalar da aslında iki kişinin arasındaydı. Asla dile getirilmeyen, ama ateşi dünyayı yakmaya yetecek bir aşka sahip iki kişinin şarkısıydı bu.

Ah bu hayat çekilmez diyordu, sen olmasan, sevdan olmasa…

Hayat artık hissedilen duygularla anlam kazanmıştı. Bu aralarında köprü kuran ikinci şarkıydı, ama her şey o kadar yoğun hissediliyordu ki… Sanki yıllardır tanışıyorlardı da birbirlerine çok geç kalmışlardı. Çiğdem şarkıya yazdığı sözlerde artan duygu yükünü emanet etmişti Melih’e. Bir yandan da içinden kopardığı her cümle, zaten daha da yoğunlaşan duygulara dönüşüyordu…

Plak satışlarının patlamasının ardından Çiğdem’de sürpriz kararını açıkladı: “Artık yabancı şarkılara Türkçe söz yazmak yok!” Bu kadar değildi, bundan böyle çalışmalarının tamamını Melih Kibar ile yürüteceğini de özellikle bildiriyordu.

Çevrenin de zaten daha ilk şarkılarında başlamış bir bakışı vardı; Melih acaba Çiğdem’in genç sevgilisi miydi? Aralarında dile getirilmiş duygusal bir ilişki başlamamıştı, ancak Melih’in içine bir kıymık batmaya başlamıştı inceden. Ne olurdu sanki diye düşündü, ne olurdu Çiğdem ondan 12 yaş büyük olmasaydı.

Polonya Müzik Festivali

Bu başarının sarhoşluğunu henüz üzerlerinden atmamışlardı ki, Çiğdem ve Melih Polonya’nın Sopot kentine müzik festivaline gitti. Sopot, onlar için sadece festivalin yapıldığı şehir değil, aynı zamanda aşklarının adının konduğu şehir olacaktı hafızlarında…

Şu cümlelerle anlatacaktı yıllar sonra Melih orada yaşananları Can Dündar’ın belgeselinde:

“Bizim Çiğdem’le esas yakınlaşmamız galiba bu festivalde oldu. Yani normal ilişkilerde söylenen lafları birbirimize etmeye başladığımız yerdir, Sopot. Ondan sonra artık kartlar açık oynanmaya başlandı; ama hep bunun dışarı yansımasını engelledik biz. Çünkü bunu salt kadın erkek beraberliği olarak yorumlamaya meyilli insanların olması bizim içimizi acıtıyordu. Çünkü, dışarıdan bakınca “Koca kadın gencecik, bugünkü tabiriyle çıtır, sevgilisi mi var?’ diyecekler. Böyle şeylerden Çiğdem de çok korkardı; bana da ters geliyordu”

İçlerinde kopan fırtınaya daha fazla karşı koyamamışlardı; artık sevgiliydiler. Ama toplum baskısı da tepelerinde kara bulutlar gibi dolanıyor, ikisinin de içine bir sızı bırakıyordu. Ortada bir ilişki varsa, kadının erkekten büyük olması kabul edilemiyordu. Ama işte, gönül de ferman dinlemiyordu…

Evet Çiğdem, Melih’ten 12 yaş daha büyüktü ve hatta bir de evlenip ayrılmıştı. Üstelik bir de kızı vardı. Ama hayat devam ediyordu ve kalp dediğin atıyordu.

Melih’in Londra yolculuğu

Aralarında günden güne büyüyen aşkta ilk kez ayrılacaklardı Çiğdem ve Melih. Artık üniversiteden mezun olmuştu ve Kimya mühendisliği üzerine master yapmak için Londra’ya gidiyordu. Melih, babasıyla birlikte, kalbine oturmuş yumrusuyla uçağa bindi.

Bir fırtına tuttu onları. Gittiği ilk gece, Londra’da kıyamet gibi bir fırtına vardı. Melih, bu fırtınayı şöyle tanımıyordu. “Tarifi namümkün. O fırtınadan nasıl sağ kurtuldum, bilmiyorum”. O gece ölümlerden dönmüştü. Morali oldukça bozuktu, ama yine de korkutmamak için Çiğdem’e bir şey belli etmemişti. Ama üzerindeki stresi de bir türlü atamıyordu. Kaldığı odadan biraz dolaşıp kendine gelmek için dışarı çıktı. Karanlık bir koridorda yürürken ona iyi gelecek şeye çarptı; bu bir piyanoydu. Parmakları neredeyse Melih’e haber vermeden piyanonun tuşları üzerinde gezinmeye başladı. Tüm korkusunu notalarla paylaşıyordu; yeni bir beste yapmıştı bile. Hemen odasına koştu, teybini aldı ve aniden ortaya çıkan bu besteyi kaydetti. Besteyi Çiğdem’e ulaştırması için İstanbul’a dönerken babasına emanet edecekti.

Beste Çiğdem’in eline ulaşmıştı. Belki çok özlediğinden belki de Melih’in notalarda saklanamayan korkulu gecesinden, besteyi büyülenmiş gibi dinledi ve hemen üzerine sözlerini yazıp Melih’e bir mektupla gönderdi.

Melih mektubu açıp okuduğunda ayakta durmakta güçlük çekmişti. İşte o anını şu sözlerle anlatıyordu: “Pembe bir zarfın içinde gelmişti. İlk sayfayı okuduktan sonra besteye yazdığı sözlerin olduğu sayfaya bakınca ben duvara tutundum. Çünkü şarkının adı İçimdeki Fırtına’ydı”.

Melih, uzun zaman telefonun başında bağlanmayı bekledikten sonra Çiğdem’e ulaştı. “Sen bu parçayı nasıl yazdığımı biliyor musun?” diye sordu. Sonra konuşup biraz karşılıklı ağlaştılar. Bu aşk denilen bambaşka bir şeydi. Şöyle de bir temennisi vardı Melih’in: “Allah insanlara bunu yaşatmalı; çok özel bir şey bu”.

Melih, ona hiçbir şey anlatmasa da belli ki Çiğdem hissetmişti. Gerçek aşk bu muydu?

Aşk yaşanırken

Her ne kadar yaş farkı gerçeği gökten sallanan bir madalyon gibi aralarında dursa da, artık herkes onları birlikte anmayı öğrenmişti. Çiğdem denince Melih, Melih denince Çiğdem ekleniveriyordu yanına. Bu Londra ayrılığına da imkanları el verdiğince çözümler bulmaya çalışıyorlardı. Çiğdem bulduğu her fırsatta Melih’in yanına gitti. Artık aşk, gerçekten aşktı ve soluksuz yaşanmaktaydı…

Plakların gelirini çoğu zaman kendi gelirini de ekleyerek gönderiyordu Melih’e, ona desek oluyordu. Ama daha özeli yeşil bir defteri vardı Çiğdem’in; haklarında çıkan haberleri üzerlerine küçük sevimli notlar ekleyerek Melih’e gönderiyordu. Hatta arada tatlı tatlı takıldıkları da vardı. Bir dergi Melih’in Çiğdem’i bırakıp tatil için İngiltere’ye gittiğini yazmıştı. Çiğdem’de o haberin çıktığı gazete kağıdını kesti ve üzerine; “Melih Bey, Melih Bey, bizim burada canımız çıkarken ‘master’ dalgasıyla İngiltere’ye tatile gitmek de ne demek oluyor?”

Aşklarıyla ilgili hakkında çıkan ilk haberi de buradan okudu Melih; “Melih Kibar’ın kendi İngiltere’de, kalbi Çiğdem’de”

Yeni plaklar

Melih’in Londra’da olması aşklarına olmadığı gibi işlerine de engel değildi. Çiğdem ve Melih, bantlaşma yoluyla haberleşerek şarkılarını yapmaya devam etti.

Bir başka notta Çiğdem, Melih’e yaptıkları yeni şarkılardan haber veriyordu: “Çiğdem Talu sevgili bestecisine kıvançla sunar: 2. Plağımız”.

Çiğden sevgilisini asla yalnız ve habersiz bırakmıyordu. Melih yıllar sonra yine Can Dündar’ın belgeselinde hislerini aktarırken, şöyle diyecekti: “Hep bir ‘Hadi Koçum’ var”.

O günlerde Çiğdem de bir televizyon programında şöyle demişti: “Hayatımı milattan önce milattan sonra gibi, Melih’ten önce Melih’ten sonra diye ikiye ayırıyorum”.

1 yıllık bir ayrılıktı bu aslında. Hem çok büyük özlediler hem de hep bir arada gibi yaşadılar. Bu ayrılık 1976’nın sonunda bitti ve İstanbul’da buluştular. 1977’ye Tarabya’da bir restoranda merhaba dediler. Uzun bir aradan sonra buluşmuşlardı. O gece çekilen fotoğrafın arkasına şöyle yazmıştı Melih:

“İlk defa birlikte girdiğimiz bir sene bu, 1977 yılı. Ne güzel di mi? 365 günün de bu geceki gibi mutlu ve güzel geçmesi, yani ‘hep böyle olması’ dileğiyle…”

Her şey seninle güzel

Artık başarılı bir yaşamları vardı, zirvede sadece onların ismi vardı. Tüm şarkıları ezber ediliyor, gönülden gönüle dolaşıyor; nice aşka tutunacak dal oluyordu.

Çiğdem’in 31 Ekim 1977’deki yaş gününü Melih Kibar, Erol Evgin ve İlhan İrem birlikte yazdıkları bir maniyle kutladı:

“Çiğdem Çiğdem,

Çiçeklerin en güzelisin sen

Bilmem ki bundan başka sana neler söylesem

Şarkılara can veren

İlham meleğimizsin sen”

O geceki doğum günü kutlaması Çiğdem’i çok mutlu etmişti ve ona en güzel şarkılardan birinin sözlerini yazdırdı; “Her şey seninle güzel”

“Her şey seninle güzel,

Olmayacak düşlerin peşinden koşmak bile.

Her şey seninle güzel,

Bu toprak bu taş bile.

İçimdeki bu korku, gözümdeki yaş bile”

Çiğdem’in olmayacak dediği düş, hayatının merkezindeydi. İçinden Melih’in aşkıyla dökülen her sözcük dilden dile dolaşan bir şarkı oluverecekti artık… Ama yine de korktukları da oluyordu. Çiğdem annesi ve kızıyla yaşıyordu, en çok eleştirilen de o oldu. Kimse onların arasında tarifi zor, ama mükemmel bir aşk var demedi. Zamanla bu yaşta kadın kendisinden 12 yaş küçük adamla ne işi var denmeye başladı. Ama o ilişkinin ne anlama geldiğinin, nasıl hassas bir his olduğunun ayırdına Melih bile yıllar sonra varacaktı…

Yine de yaşanan zamanda bu aşk denilen gerçekliği kapalı bir kutuya koyup yüksek bir rafa kaldırmaya karar verdiler. Çünkü Çiğdem saraylı bir aileden geliyordu. Olmazdı. Bir kadın kendinden yaşça küçük biriyle olamazdı… Onlar da bu çizgiyi koruyup çok iyi iki dost olmayı başarmaya gayret etti. Birlikte şarkılar yazmaya, aşklarını şarkılarda yaşamaya devam ettiler.

Hisseli Harikalar Kumpanyası

Bir gün Melih, Çiğdem’in evine geldi. Çiğdem, ona piyanonun üzerindeki kağıdı okumasını istedi; “Hisseli Harikalar Kumpanyası” yazıyordu. Melih şaşkınlığını saklayamazken Çiğdem, “Müzikalimiz”i uzata uzata söylemişti.

Hatta şarkı sözlerini yazmıştı bile. Melih bunu fark ettiğinde daha da şaşırdı; “Bu söz bestelenmez” dedi. Çünkü alışkanlığı değişiyordu. Her zaman önce o beste yapar, sonra da Çiğdem sözlerini yazardı. Şimdi bu terslik ona tuhaf geliyordu. Yapamayacağını düşünürken, Çiğdem her zamanki gibi onu destekleyen konuşmalarından birini yaptı. Ne yaptı ne etti, sonunda onu ikna etti. Melih, Çiğdem’i salona gönderdi ve piyanonun başına geçti. Bestesi tamamlanmıştı.

Beklenenden daha çok ilgi görmüştü Hisseli Harikalar Kumpanyası…

Sen başkalarına benzeme sakın

Bu şarkıyı aslında Hisseli Harikalar Kumpanyası içinde bestelemişti Melih; Çiğdem de üzerine o şarkıyı yazdı: “Sen başkalarına benzeme sakın, hep böle kal; hep cana yakın…”

Bu aslında Melih bilmese de bir vedanın hüznünü taşıyordu. Çünkü Çiğdem, kanser olmuştu. Bir gün Melih’i aradı ve “Ben kansermişim” dedi. Aslında ilk kez bu telefon konuşmasından 8 ay önce de gitmişti Çiğdem doktora göğsünde bir şeyler geliyordu eline, ancak doktor bunun süt bezesi olduğunu söyledi. İkinci kez 3 ay sonra gittiğinde de bir şey olmadığını söylemiş, bundan da 5 ay sonra üçüncü kez gittiğinde meme kanseri teşhisi konmuştu.

Melih, Çiğdem’e öyle ulu bir gözle bakıyordu ki, o gücüyle her şeyin üstesinden gelirdi; kanser de neydi ki… Bu yaşananların bir şaka olduğunu düşünmek istiyordu. Ciddiyetini kavramamak için çabaladı. Çünkü Çiğdem’in olmadığı bir hayatı nasıl yaşayacağını bilmiyordu.

Takvimler 1980’leri gösteriyordu. Bu sefer Çiğdem tedavisi için Londra’ya gidiyordu. Ama neşesinden, özellikle Melih’e ulaştırdığı neşesinden hiçbir şey kaybetmemişti. Londra’da olduğu zamanlarda Melih’e bir masal ülkesinde olduğunu bildiren, sevimli kartlar yolluyordu.

Melih’e göre, Çiğdem yine aynı Çiğdem’di; sadece kanserle bir arada yaşıyordu, hepsi bu. Ama elbette öyle değildi. Çiğdem, özellikle yazdığı şarkılarda artık hüznünü saklayamıyordu. Melih’in paylaştığı bilgilere göre hayatında en severek yazdığı şarkı sözünü bu zamanlarda yazmıştı: “Koca çınar”

“Serde delikanlılık, gençlik var koca çınar

Sevda var, sen sevdanı çiğneyip geçer misin?

Öte yandan gurur var, ölesiye gurur var

Seni unutanları sen olsan sever misin?”

Belli ki Çiğdem inceden bir siteme, bir üzüntüye kapılmıştı…

7. yıl dönümü

25 Mayıs 182’de, yani yedinci yıllarında, bir televizyon stüdyosunda Halit Kıvanç ile birlikte kutladılar. O güne kadar 160’dan fazla şarkı yazmışlardı. Çiğdem’in aslında canı yanıyordu, ama gülümsüyordu ekranda.

Melih, onun kanser olduğunu kabullenmek istemese de, artık fiziksel değişimlerini görüyordu. Kilo almaya başlamıştı ve artık peruk kullanıyordu. Metastaz bütün vücuda yayılmıştı. Tedaviye de para dayanmaz olmuştu. Bu yüzden onu seven tüm dostları bir araya gelip yardım toplamak için bir konser gecesi düzenlediler. 28 Mart 1983’te Şan Tşiyatrosu’nda yapılan gecede dönemin tüm sanatçıları ve tabii ki hepsine piyanoda eşlik eden Melih Kibar vardı. Çiğdem de telefonla katılmıştı geceye.

Ama ne yazık ki tüm bu sevgi seli, toplanan para, Çiğdem’i hayatta tutmaya yetemedi. Geç konulan teşhis onu bu hayattan alacaktı.

Birlikte geçen 8 yıl 3 gün

Çiğdem, İstanbul’a döndü. Melih tanışmalarının sekizinci yıl dönümünde görmeye gitti Çiğdem’i. Konuştular, daha doğrusu Melih konuştu, Çiğdem hastalığı el verdiğince tepkisini gösterdi. Melih’e karşısında sanki Çiğdem değil de bir başkası var gibi geliyordu.

Tanışmalarının üzerinden 8 yıl 3 gün geçmişti ki, Çiğdem Talu öldü. Basın Çiğdem’in ölümünü “Şarkılar öksüz kaldı” diye vermişti…

Cenaze Aşiyan Mezarlığı’na gömüldü. Bir vosvosun içinde gitti Melih cenazeye. Ne ölüm haberini aldığında ne de camide hiç ağlamadı. Ama o arabanın içinde, mezarlığa girmeden bir gözyaşı seline kapıldı. Ömrü boyunca unutamayacağı bu an, 4 dakika sürmüştü. Tüm hüznünün, acısının boşaldığı bir andı.

Çiğdem bundan sonra aşkını büyüttüğü şarkılarda yaşayacaktı; Melih ise…

Dünyada ruh eşimizin olduğuna inanmasak yaşamak yine katlanılır olur muydu acaba? Çok sevmeseydik, özlemek nedir bilmeseydik, boşu boşuna yaşamak hissinden uzakta tutabilir miydik bedenimizi ve de ruhumuzu?

Aşk dediğin inceden dokunuyor insanın her bir hücresine. Hele bir de gerçekten bulmuşsak ruh eşimizi, kader yoldaşımızı; siz ne derseniz işte bunun kalıplaşmış adına. Hayat o zaman başlıyor belki de.

İşte öyle bir şey…

Modern ilişkiler neden daha kırılgan

Modern ilişkiler neden daha kırılgan

İlişkiler üzerine yapılan her konuşmada muhakkak duyacağınız şeylerden biri de eskiden böyle olmadığı. Şartlar daha zor olsa da evlilikler ve ilişkiler daha uzun ömürlüydü. Her şeye, her an ulaşabildiğimiz bu çağda ise ilişkiler adeta havadan nem kapıyor. Peki neden? İşte cevaplar…

1. Hazır değiliz

Çoğu zaman, uzlaşmaya, kendimizi feda etmeye ve koşulsuz olarak sevmeye hazır değiliz. Beklemek istemiyoruz, bir anda her şeye sahip olmalıyız. Duygularımızı tam anlamıyla yaşamaya bile izin vermiyoruz. Hislerimizi bir bohçaya doldurup zamana bırakıyoruz.

2. Aşkı diğer duygularla karıştırıyoruz

Modern zamanlarda, yalnızlığımızı bir nebze paylaşacak, bizi sık sık arayacak, birlikte sinemaya gidecek sosyal zeminli ilişkiler kuruyor, öyle insanları tercih ediyoruz. Bizi anlayan, bizi hem acı çektiğimizde hem de mutlu zamanlarımızda destekleyecek bir kişiyi değil. Can sıkıcı hayatları sevmiyoruz ve bu yüzden hayatlarımızı maceraya dönüştüren neşeli bir arkadaş arıyoruz.

3. Maddiyatta sıkıştık

Sevgi için zaman ve alanımız yok çünkü her şeyimizi para kazanmak için harcıyoruz.

4. Anında bir sonuç bekliyoruz

Aşık olduğumuz zaman ilişkilerimizin olgunlaşmasını istiyoruz. Ancak mümkünsü bu çok da uzun sürmesin istiyoruz. Hiçbir şeyin kendimizde, zamanımıza hatta sevgimize değmediğini düşünüyoruz.

5. Deneme yanılma ilişikler yaşıyoruz

Günümüzde çoğunluk tek bir insanla hayatını geçirmek istemiyor. Adaylar arasında tercih yaparak daha iyi olduğu düşünülen kişi diğerine tercih ediliyor. Yani ilişkilerin biri bitiyor biri başlıyor.

6. Teknolojiye bağımlı hale geldik

Teknoloji bizi gereğinden fazla yakınlaştırdı. Çoğu durumda metinler, sesli mesajlar, sohbet mesajları ve görüntülü görüşmeler yüz yüze iletişimin yerini aldı. Artık birlikte vakit geçirmek zorunda değiliz. Zaten birbirimiz hakkında çok şey biliyoruz. Konuşacak bir şeyimiz kalmadı.

7. Uzun süre bir yerde kalamıyoruz

İlişkiler için bir yana bir yerde uzun süre kalmaktan dahi ölesiye korkuyoruz. Bu nedenle kimsenin hiçbir şeye hayatını adama gibi bir düşüncesi kalmadı.

8. Evlilik dışı cinsellik normalleşti

Bugün, evlilik dışı cinsellik modern yaşamı normalleri arasında girdi.

9. Fazlaca mantıklıyız

Fazlaca mantıklı bir kuşak oluştu. Her şeye mantık çerçevesinden bakmak, daha az insan, daha az duygu ve his anlamına geliyor.

10. Korkularımız çoğaldı

Yeni ilişkiler, hayal kırıklıkları, duygusal yaralar ve kırık kalplerden korkuyoruz. Bu yüzden insanların hayatımıza girmesine izin vermiyoruz. Etrafımızda duvarlar inşa ediyoruz.

Page 1 of 21 2
  • Renault ve Nissan, Çin'in lider batarya üreticisinden destek alacak

    Renault ve Nissan, Çin'in lider batarya üreticisinden destek alacak

    by on 13 Mayıs 2018 - 0 Comments

      Pek çok üreticinin yaptığı gibi Çin pazarına özel yeni elektrikli araçlar üretmeyi planlayan Nissan ve Renault, batarya konusunda destek almak için ülkenin önde gelen batarya üreticilerinden Contemporary Amperex Technology (CATL) şirketiyle anlaşmaya karar verdi. Nikkei tarafından yapılan habere göre, dev üreticiler başlangıç olarak iki özel elektrikli araç programına batarya desteği için aralarında sözleşme imzaladı. […]

  • Apple, Goldman Sachs işbirliğiyle kredi kartı çıkarıyor

    by on 12 Mayıs 2018 - 0 Comments

    Wall Street Journal’in haberine göre Apple, yatırım bankası Goldman Sachs ile işbirliği yaparak yeni bir kredi kartı çıkarmaya hazırlanıyor. Cupertino merkezli şirketin zaten Barclays ile mevcut bir kredi kartı ortaklığı var. Apple, Goldman ile devam ederse Barclays ile olan işbirliğini sona erdirecek.   Ayrıca Bkz.Galaxy J serisine Android Oreo ne zaman gelecek? Yayınlanan raporda, yeni […]

  • Seks Hikayesi – Yeminli bir okurumuzdan :

    Seks Hikayesi – Yeminli bir okurumuzdan :

    by on 30 Mayıs 2018 - 0 Comments

    mrb lar değerli okuyucularım size başımdan geçen gerçek hakiki bir hikayeyi açıklama yapmak istiyorum .. ben 22 yaşındayım 176 boylarında yakışıklıyım birazda neyse konuya geçelim bir akrabamın kızı vardı ismi derya kendisi 18 yaşındayken kocaya kaçıp evlendi duymuştum o kadar bir akrabam var ama hiç yüzünü görmedim ben aradan iki yıl geçti kocasına kızıp annesini […]

  • Facebook, kendi kripto parasını çıkartabilir

    Facebook, kendi kripto parasını çıkartabilir

    by on 13 Mayıs 2018 - 0 Comments

      Şirketin gelecek planlarınca kullanıcılar, sosyal medya platformu olan Facebook üzerinden mal ve hizmet alışverişi yaparken şirketin kendi dijital para birimini kullanabilecekler. Böylece hangi kullanıcının hangi işlemi yaptığı rahatça kayıt altına alınabilecek. Dolayısıyla hırsızlara ve dolandırıcılara karşı tedbirler alınmış olunacak ve daha güvenli alışveriş için de bir adım atılacak.   Facebook, daha önce Facebook Messenger […]

  • DJI Phantom 4 Pro V2.0 duyuruldu

    DJI Phantom 4 Pro V2.0 duyuruldu

    by on 13 Mayıs 2018 - 0 Comments

    Ticari Drone sektörünün bir numaralı ismi DJI, popüler Phantom serisine yeni bir üye ekledi. Firma tamamen baştan tasarlamak yerine DJI Phantom 4 Pro modelini elden geçirerek yenilemiş.   DJI Phantom 4 Pro V2.0 özellikleri ve fiyatı   Profesyonel kullanıcıları hedefleyen DJI Phantom 4 Pro V2.0 versiyonu OcuSync aktarım teknolojisi ile video aktarımlarını yüksek çözünürlük ve […]